29 Aralık 2014 Pazartesi

MOSKOVA BEYAZ GECELER../ White nights & Moscow..


 
yeşil şehir Moskova
Küçüklüğümden beri merak ettiğim bir şehirdi Moskova. Havasının soğuk olduğunu biliyordum da bu kadar soğuğu hiç beklememiştim. Haziran ayıydı ve sıcaklık 5-10 derece seyrediyordu. Bavula son dakikada hepimize bir tane attığım hırka ve montları her halde hiç üstümüzden çıkarmadık, zira bütün resimlerde hep aynı kıyafetleri giymişiz:))

Moskova stadyumu ve şehir manzarası
Moskova’ya (Vunukova hava limanına) THY’nin Ankara ve İstanbul’dan uçuşları bulunuyor. Yolculuk yaklaşık her iki taraftan da 2 saat 40 dk sürüyor. Türkiye ile 1 saat zaman farkı var. THY iki farklı menüde ücretsiz yemek ve tatlı ikramı yapıyor. Yemekler lezzetli. İyiki yemişiz çünkü Moskova'daki rus yemeklerini hiç beğenmedim. Ama tavuklu pizzası güzeldi. Pasaport işlemleri ise çok kolay ve zahmetsiz oldu. 

Alfabe kiril alfabesi olduğu için insan biraz zorlanıyor. Rusçada derdimizi anlatamayınca İngilizce anadilimiz oluverdi:)) Tabi burda ingilizce konuşan bulabilirseniz:)) Genelde asya kökenli uluslar ve ruslar var. Göçmenlerin çoğunluğu çekik gözlü, ama eşim ve çocuklar da zaten çekik gözlü oldukları için fazla zorluk çekmedik:)

Moskova'da bir kafe
Yurtdışına çıktığımızda karşılaştığınız problemlerden ilki helal et ve damak tadımıza uygun yemek bulmak oluyor. Moskova'da  İtalyan restoranlarındaki etsiz pizza ve lezzetli makarna çeşitleri ile Tatarların samsa böreği, düşes ve tarhun içecekleri farklı ve gayet güzeldi, mutlaka tatmanızı tavsiye ediyorum.. 

şeker kızım parkta koşarken

gelinler mutlaka limuzinle eve gidiyor:))

şehrin en manzaralı bölümünde gelinlerin 
fotoğraf çektirme geleneği var


Moskova, büyük, son derece güzel planlanmış ve 15-20 milyon nüfusa sahip bir şehir. Yeşilin korunduğu parkları oldukça büyük ve güzel. Evler çok katlı siteler şeklinde ve çevresinde yine yeşil alan ve parklar bulunuyor. Şehrin merkezinden Moskova Nehri geçiyor. Şehrin caddeleri, parkları ve her tarafı tertemiz, sabah-akşam yıkanıyor. Yerlerde bir çöpe rastlamak mümkün değil. Trafiği İstanbul’dan yoğun. Trafik cezaları net ve ağır. Yayaların geçiş üstünlüğü bulunuyor, yaya yollarında tüm arabalar insanlara yol veriyor. Şehrin her yanına ulaşan metro bulunuyor. Ayrıca tren hatları, otobüs ve troleybüs seferleri yapılıyor. 

                                     Matruşkalar:))
Özel araçlarla da taksicilik yapılabiliyor. Örneğin siz arabanızla bir yere giderken yolda otostop çekmiş birisini aracınıza alabiliyor ve ondan taksiler gibi ücret talep edebiliyorsunuz. Şehrin tamamının ısınma ve sıcak su ihtiyacı 4-5 yere konumlanmış dev merkezler tarafından yaz-kış karşılanıyor.  4-5 yıl öncesine kadar elektrik, su ve doğalgaz ücretsizken, Rusya yurtdışına enerji satmaya başlayınca bu kalemlere ücretlendirme yapılmış. 

kızımın muhabbeti:)

Meşhur Vegas alışveriş merkezi
Moskova dünya üzerindeki en pahalı şehirler arasında yer alıyor. Örneğin 3 kişilik bir öğün yemek 2000 rubleyi geçiyor. Yani yaklaşık 110 TL tutuyor. Türkiye’de böyle bir yemek en fazla 50 TL civarında tutar (1 TL 18 Ruble, 1 Dolar 32 Ruble, 20 Haziran 2013). 1+1 40 m2 lik dairenin fiyatı 200-300 bin dolar, kirası 1200-1300 dolar. Oteller de aynı şekilde pahalı, 2 kişilik ailenin kalabileceği sıradan bir otelin geceliği 100-300 dolar arasında değişiyor. 1,5 litrelik su yaklaşık 3 TL. Ancak benzin fiyatları ucuz bizimkinin yarısı veya daha azı kadar. 

Cuma günü tek camiye sığmayan cemaat..
Şehirde ırkçılık olayları da var; burada yaşayan Türk, Ermeni, Azeri…vb gibi diğer milletler esmerler “kara g.t” olarak adlandırılıyor ve 2.sınıf insan muamelesi görüyormuş. Bu sebeple bu milletler arasında dayanışma da söz konusu. Örneğin kaldığımız otelin sahibi ermeni bir bayandı ve Türk olduğumuzu bildiği halde bize birçok konuda yardımcı oldu. 

Kilisede başörtüsü takıp ayin yapıyorlar..
Rusların meşhur iki sözü; “Risk almazsan şampanya içemezsin”, “Çirkin kadın yoktur, az votka vardır”.

Türkiye ile ilgili olumsuz olaylar medyada daha fazla yer alıyormuş. Türkiye, Amerika’nın yandaşı olarak algılandığından bilinçli olarak burada halka böyle aktarılıyormuş. Örneğin Justin Bieber’in "Türk kızları kokuyor açıklaması" medyada geniş yer bulmuş:((( Sen kendine bak şımarık!

Olumlu olarak ise şunları ifade edebilirim; Türkiye ile Rusya arasında ticaret hacmi çok yüksek. Özellikle inşaat ve tekstil alanlarında Türk firmaların büyük yatırımları bulunuyor. Rus turistler de özellikle Antalya’yı (Kemer) iyi biliyor. Türk malları beğeniliyor. Tarkan, burada çok seviliyormuş. Yılda 1 kez Moskova’ya gelip konser veriyormuş. Konserinde de Ruslara birkaç Türkçe kelime öğretiyormuş. Bu durum konseri izleyen Türklerin duygulu anlar yaşamasına vesile oluyormuş:))

Moskova'nın benim için yeri çok özeldir.. İlk yurt dışı deneyimimdi ve oğluma hamileydim. Doktor kesinlikle hareket etmemelisin riskli bir hamileliğin var demesine rağmen, ben kendimi bir türlü tutamıyordum. Zaten içimde kıpır kıpır bir bebek vardı, şimdilerde oğluşumun neden yerinde bir türlü duramadığını anlayabiliyorum:))

süslü mimari yapılar
Gittiğimiz mevsimde güneş 22:30’da batıyor 4:40’da doğuyordu. Bu geceler, “beyaz geceler” olarak ifade ediliyor ve neredeyse saat 24:00’e kadar karanlık olmuyor ve bol bol gezip o muhteşem gökyüzünü seyretme imkanı bulabiliyorsunuz:))

akşam saat 22 de hala gezmedeyiz:)


Tüm resimler bana aittir.



26 Aralık 2014 Cuma

Şehir plancısı gözüyle şehirlerimiz../Our city through the eyes of a city planner..


http://en.wikipedia.org/wiki/Istanbul_Sapphire

Anadolu'nun samimiyet dolu sımsıcak insanlarının yerini kimse dolduramaz muhakkak. Gel gör ki bu sıcacık insanlarımız kendi yaşadıkları vatanı koruma adına fazla bir ilerleme kaydedememiştir..

Devamlı çevreyi korumaktan bahsedilir, dünya çevre günü etkinlikleri yapılır ama bizim insanımızda fazla bir değişiklik olmaz. Dünyayı gezer dolaşır en küçüğünden en büyüğüne kadar bilinçli bir toplumla karşılaşırız, fakat kendi ülkemiz insanının umursamaz halini görünce üzülmemek elde değil.. 

Çoğu zaman bazı yerlerde duyduğum laflardan biri "şehir plancısısınız ama şu şehirlerin haline bir bak!" Sonra bunu diyenlerden biri elindeki pisliği alıp yere atar, yolda bağıra çağıra konuşur, trafikte kornaya bas bas basar..

Şehirlerimiz bizim ikinci evlerimiz. İnsana saygı çevreye saygıdan geçer. Çevre koşullarının düzenli olduğu, insan doğasına göre şekillenmiş bir kentte yaşayan insan mutludur. Yaşanabilir bir çevre ve mimarinin insan psikolojisi üzerindeki olumlu etkileri bilinmektedir. Bu olumlu etki sayesinde toplumsal barış, uyumlu ilişkiler, yaratıcılık, iş yerinde performans artışları, sağlık masraflarının azalması, suç oranlarındaki düşüş gibi sonuçlar elde edilebilir.

İnsanların ekonomik ve sosyal hayatlarının daha yaşanabilir olması ve ülkelerin kalkınması için öncelikle planlı ve sağlıklı şehirlerin olması gerekir.  Yaşanabilir şehirler için imar mevzuatında belirtildiği şekilde yapılar arasında belirli bir mesafe olmalı,  yeşil alan ve diğer donatıların miktarı nüfusa göre belirlenmeli ve uygulamaya geçirilmeli, ulaşım ve otopark gibi altyapı sistemleri sağlıklı olmalı, yerleşme alanlarında güvenli trafik akışını sağlayacak önlemler alınmalı, gelişmiş bir yaya ve bisiklet yolu sistemi tasarlanmalıdır. Kentlilerin kullanımlara en kolay, güvenli ve hızlı biçimde ulaşmalarını sağlayacak düzenlemeler yaparak şehirdeki erişilebilirlik artırılmalıdır.



Toplum olarak önce çevreye çöp atmama, doğayı ve canlıları koruma, kültür ve tabiat varlıklarımızı koruma, gürültü kirliliğini engelleme gibi konularda bilinçli ve duyarlı olmamız gerekiyor. Bunu ancak eğitimle aşabiliriz. Uyarı levhaları asarak bir sonuç elde etmek boş. Onun yerine ağır ceza gibi yaptırımları olan ve gerçektende bu yaptırımları uygulayan bir sistem getirilmeli. Büyük çoğunluğunun müslüman halktan oluştuğu toplumumuzda aslında bu konuda eğitime ihtiyacımız da yok. Müslüman zarar vermez, temizlik imandan gelir, herşeyden önce kul hakkı vardır. Ama nedense insanlık bile ölmüş bu toplumda..Yozlaşmış cahil bir halkın umursamaz hali de içler acısı..


Yurtdışında bir park
İmar planı çizen belediyelerimiz, TOKİ, bu planları onaylayan bakanlıklarımız ve tüm yetkili idareler plan çizerken ve onaylarken kentin ve çevrenin siluetine dikkat ederek yeşil alanları, teknik ve sosyal donatıları nüfusun ihtiyacına göre planlamalıdır. Altyapı sistemi oturmadan şehir planı yapılan yerlerde zamanla daha büyük sorunlar ortaya çıkmaktadır. Belediye başkanı ve idarecileri imardan ve şehirden anlayan mesleklere sahip ve işine vakıf insanlardan seçilmeli, plan yaparken ve onaylarken şehrin ihtiyaçlarını ve kamu yararını gözeten planlar yapılmalıdır.


Princeton Üniversitesi
Bir şehri şehir yapan yeşil alanıdır. Apartman bloklarına hapsedilen insanımız için dolaşabileceği, eğlenebileceği, bahçesinde dahi çocuğunu oynatabileceği alan bulunmamaktadır. Neden bizim insanımız da bir-iki katlı bahçeli, otoparklı, oyun parkı olan evlerde oturmasın? Neden iş çıkışı bir ormanlık yeşil alandan geçerek evimize gidemiyoruz? Neden eğlenmek ve dinlenmek için gidebileceğimiz yeterli rekreasyon ve yeşil alanlarımız yok? Yurtdışında en fakir insanın dahi sahip olabildiği bu haklara neden bizim insanımız sahip olamıyor? Çünkü insanımız bunların değerini ya bilmiyor yada umursamıyor.




Yurtdışında yeşil alan ve temiz şehir bakımından yarışan belediyeleri ve idarecileri gördüğümüzde ülke olarak ne yazıkki bir çağ daha geriden geldiğimizi anlıyoruz. 

Çoğu şehrimiz akşam belli saatlerden sonra ölü gibi..Bazılarına şehir demek mümkün bile değil. Bakıyorsun çalışan büyük bir kesim var fakat bu ihtiyacı karşılayan iş merkezi, ticaret alanı, gezebileceği bir parkı, piknik alanı, çocuk eğlence alanları, leziz bir lokantası ya yok, yada çok az sayıda. Her yer apartman bloklarından oluşmuş, birbirlerine bitişik hiçbir yasaya uyulmadan yapılmış, yeşil alana dair bir esinti yok. Şimdi gelin siz bu şehirde yaşayan insanın psikolojisine..Devamlı göç veren bu şehirlerimizin gelişmesini bekliyoruz, neden geri kaldı diye hayıflanıyoruz..


Yurtdışındaki bir kütüphanede çocuk bölümü
Önce vizyonu ve koruma bilinci olan idareciler ve bilinçli bir toplum olmamız gerekiyor. Gerçek bir hukuk devleti olduğumuzu söyleyebiliyorsak kanun ve yönetmeliklerine de idarecisinden halkına kadar uymamız gerekiyor. Kanunların yaptırımı bu ülkede ne zaman gerçekten uygulanırsa işte o zaman bu hayal ettiğimiz güzel uygulamalar gerçekleşebilir..Çünkü bu halk bu güzelliklerin hepsini hak ediyor..

Sevgiler..





4 Kasım 2014 Salı

GezipGördüm yazım: New Jersey'den Sevgilerle.../Love from New Jersey


New Jersey
Amerika'da kaldığım süre boyunca New Jersey benim için çok özel oldu. Türklerin yoğun olmasından mı desem, Türk mutfaklarını rahat bulabilmemden mi desem, yoksa New York, Boston, Washington gibi yerlere yakınlığından mı desem bilmiyorum. Ama Amerika'ya giden herkes New Jersey'i görmeli diye düşünüyorum.

Şehir plancısı olarak bu kadar yeşil ve düzenli bir şehre ülkemizde pek rastlamadığım için de benim için özeldir New Jersey. 

New jersey'de yaşamak ile ilgili yazımın  
ayrıntısına ulaşmak için lütfen

http://gezipgordum.com/new-jersey-den-sevgilerle

adresine tıklayın. 
New jersey'de yaşamak eminim sizin de ilginizi çekecek..

bebeklerle kütüphanedeyim :) / Library with babies:)

Amerika New Jersey eyaletinde neredeyse her ana arter üzerinde bir halk kütüphanesi bulunuyor. İki bebeğimi de alıp kütüphaneye gitme fikrini veren arkadaşıma buradan çok teşekür ediyorum. Meğer o kadar zamandır Amerika'da çocukları eğlendirmek için boşa kendimi yormuşum.. 

Kütüphanemize geldiğimizde içeride ders çalışan ve kitap okuyan insanları, anneleri ve babaları görüyoruz. Girişte çocuklara ait bölme gösteriliyor. Çocukların haftalık programı ve yapacağı etkinlikler masadaki kağıtlarda anlatılmış. İsteyen veliler buraya çocuğun adını, yaşını, geleceği günü ve saati yazıyorlar. Bende Ayşe'mi hemen tüm etkinliklere kaydederek o günü beklemeye koyuldum:)

Kütüphanede balon şovu


Çocukların ingilizce öğrenmesi için en uygun yerlerden biri kütüphane. Çünkü öğretmen eşliğinde devamlı bir şeyler anlatılıyor, çocuklara sorular soruluyor ve hikaye okunuyor. Çocukların buraya ilgi duymaması mümkün değil. Girişte isterseniz çocuğunuzu buradaki öğretmenlere bırakıp siz kütüphanede kitap okuyabilirsiniz, inanılacak gibi değil! Yaşasın özgürlük diyerek kızımı bırakacaktım ki, nedense ben çocuklardan daha çok merak ederek içeri girdim:)) Meğer tüm meraklı anne ve babalar gelmiş:))

İlk gün çok şanslıydık balon şovu olacaktı kütüphanede:) Her zaman olmayan bu etkinlik için Ayşe çok heyecanlıydı. Önce tüm çocuklar yaş farkı olmaksızın izlemeye koyuldular. Şovu yapan kişinin balonu şişirdikçe 9 aylık oğlumun çığlıklarına herkes gülüyordu:)
Kütüphanede çocuk bölümü




Bebekler için oyuncaklı eğlence alanları, çeşitli görsel içerikli kitaplar vb. çok eğlenceli idi. Her yaş grubuna yönelik aktivitelerin olması gerçekten çok güzel. Tam oyun oynayacak iken Tarık uyumaya başladı, bende Ayşemi izledim.

Ayşemin keyfi yerinde..
      
Kütüphanede yarışma

Yine başka bir gün başka bir aktiviteye gitttik. Oyun kağıtları ile yapılan merdivenlerden tırmanan çocuklar renkleri ingilizce söyleyip gideceği yeri ellerindeki haritalarından bularak oyunun bitiş noktasına gidiyorlar. Bitiren oyuncuya hediye bile var:)) Bu durum Ayşe'mi çok sevindirdi muhakkak..

Kütüphanede kitap ayraçı 
yapan Ayşem
Ayşemin kütüphanede 
kazandığı hediyeler:)

Türkiye'de de mutlaka olması gereken bu uygulamaları öncelikle halkımıza benimsetmek gerekir diye düşünüyorum. İnsan odaklı bu eğitim sisteminde çocuğa ayrı bir yer veriliyor. Zaten Amerika'da çocuk hakları gerçekten çok değerli..Keşke güzel ülkemde de böyle olsa diyorum. Çocuklara devamlı "şş, susss, sessiz ol" diyerek onları kütüphanelerden soğutmak, çocukların kitap okuma alışkanlıklarının da önüne geçmekte. "Kütüphaneye küçük çocuk gidemez" mantığı yok edilmeli ve çocuklara da birey olarak haklar tanınmalı.

 
Kütüphanede devamlı okuyan çalışkan kızım:)
Halkımızın her yerde devamlı "annesi çocuğuna sahip çık" uyarıları karşısında anne ise eve kapanmak zorunda bırakılıyor. Çocuğun gelişimi o halkın gelişimi demek olup, eğitim temelden başlamalı, anneler anlayışla ve daha özgürce hareket edebilmeli. Unutmayın bir yuvada anne mutlu ise çocuklar da mutludur..



New york'ta bir kütüphanenin çocuk bölümündeyiz

New york halk kütüphanelerinden birinin çocuk bölümü
Çocuklara ve ebeveynlere bol eğlenceli vakitler diliyorum..

Tüm resimler bana aittir.

3 Kasım 2014 Pazartesi

Washington D.C. gezmesi..


Smithsonian Müzeleri
(http://washington.org/topics/attractions)
New jersey'i Washington gibi merkezi bölgelere yakınlığı sebebiyle ayrı bir sevdim diyebilirim..Yakın dediysek çok da yakın değil tabi. Sadece 4 saat:) İki bebekle yine yollardayım. Kızım Ayşe araba yolculuğunu çok severken, oğlum Tarık ise bir o kadar araba yolculuğundan nefret ediyor:(Tabi bu uzun yolculuklarda benim ön koltuğa geçme şansım hiç yok. Arka tarafa çocukların bebek koltuklarının arasında azıcık kalan yer olan "makam koltuğu" ma geçiyorum:))

Yolculuklar benim için ayrı bir yere sahip. Önceden halihazırdaki bavulum belli bir yerde bekler. Acil durumlarda içine çocukların yedek kıyafetlerini de koyar yola çıkarım. Hemen arabaya yerleşince gps açılıp -çünkü yol sistemi çok karmaşık- gideceğimiz yeri ayarlıyoruz ve yola koyuluyoruz. Washington, Amerika'nın başkenti olması sebebiyle herhangi bir eyalete bağlı değil. Columbia bölgesi içinde yer alıyor. Washington yolu oldukça keyifli. Her yerde ormanlar var. Tabi Amerika'da neredeyse her yer orman. Giderken dinlenme alanları, yol kenarında arabasında uyumak isteyenler için cep parklar ve kahve mola yerleri mevcut. Mola yerleri, bizim başımıza geldiği gibi yolunuzu kaybetmenize neden olmasın. Çünkü mola dönüş tabelasından sonra en az 5 mil daha ormanların içinde dolanıyorsunuz. Sonra da hangisi şuraydı buraydı derken bir bakmışsınız kaybolmuşsunuz. Allahtan Amerika'da Türkiye'deki gibi bir yere giden bir tane yol yok. Kaybolsanız dahi sizi istediğiniz yere götüren bir kaç alternatif yol var. 

Yol boyunca devamlı paralı yollardan geçtik. Bu kadar paralı yola başka hiç bir yere giderken rastlamadım. Yol boyu gidiş-geliş yaklaşık 60 dolar yola verdik diyebilirim. Eğer arabanızda "easy pass" varsa bu yol ücretlerini yolda nakit ödemiyorsunuz, yaklaşık bir ay sonra kredi kartınıza yansıyor.

Geldik Washington'a.. Epey bir yorgunluktan sonra, arabayı bir kapalı otoparka parkedip hemen Beyaz Saray'a doğru bebek arabalarıyla yürümeye başladık..Tavsiyem arabayı sizde en yakın merkezde bir iş merkezinin otoparkına park edin. Zira burda otopark ücretleri çok pahalı. Eğer isterseniz Hop on-Hop off Sightseeing gezi otobüsleriyle turlara da katılabilirsiniz. Arabadan iner inmez zaten etrafınızı katılmanız için kuşatıyorlar. Biz yürümeyi daha çok sevdiğimiz için National Mall denilen yeşil alanlar etrafında çocuklarla oynayarak yürüdük.

Beyaz Saray civarında İncil 
anlatmaya çalışan bir misyoner
Beyaz Saray (White House) deyince daha bir görkemli bişey beklediğimi söylemeliyim. Filmlerde sanki daha gösterişli kalmış aklımda. Oysa gerçekte Beyaz Saray denilen yer etrafı parmaklıklarla çevrili, halkın arka tarafında caddesinde yürüdüğü basit bir köşk..Tabi etrafında güvenlik bekliyor. Arada sırada Obama'ya mesaj iletmek için parmaklıklardan atlayıp geçmeye kalkanlar oluyormuş:) Fakat parmaklıkların önünde fotoğraf çektirebiliyorsunuz. Etrafta ise dünyanın her yerinden gelmiş turistler var. Bağıra çağıra İncil anlatmaya çalışan bir misyoner ise çok dikkatimi çekti..

Ramazan Bayramı'nın bu güne denk gelmesi de ayrıca çok güzel bir tevafuktu. Türkiye'den herkes bayramda ne yaptınız falan diye sorunca "Obama'yı ziyarete gittik. Tabi Michelle Obama, gel otur labne peyniri yiyelim falan dedi amma bizim vaktimiz yoktu kalamadık:))" diyerek konuya açıklık getirdik..:)) Ama Obama'nın Beyaz Saray'a inerkenki helikopterini görme ve fotoğraf çekme fırsatımız oldu..

Beyaz Saray arkası (White House)


Obama Beyaz Saray'a helikopteri ile iniyor..
Washington'a paralı yollara rağmen gitmeye değecek en önemli şey kuşkusuz tüm müzelerin ücretsiz olması:)) Bu çocuklar ve bizim için çok keyifli idi.  Dünyanın en büyük müzesi olan tüm müzelerin birleştiği Smithsonian Müzeleri burda. "Müzede Bir Gece 2" filminin çekildiği Smithsonian Enstitüsü (Smithsonian Institution)' nde ise tüm Amerikan tarihi anlatılmış. Burası bilgi ve araştırma merkezi olarak kullanılıyor.

Ulusal Doğa Tarihi Müzesi 
Bence en güzel müze, çocukların da çok hoşuna giden Ulusal Doğa Tarihi Müzesi (National Museum of Natural History) idi. Gerçek hayvanların içlerini doldurarak çok gerçekçi hayvan siluetleri oluşturulmuş. Gezmesi epey bir vaktinizi alıyor haberiniz olsun..Bunun dışında Havacılık ve Uzay Müzesi, Amerikan Ulusal Tarih Müzesi gibi daha birçok müze bulunuyor.
Arkasındaki ayıyı
 farketmeyen kızım:)


Ulusal Doğa Tarihi Müzesi

Müzelerden sonra herkesin önünde fotoğraf çektirdiği Washington Anıtı (Washington Monument) 'na gittik. Dünyanın en uzun anıtı olduğu söyleniyor. Bu anıtın biraz ilerisinde ise Abraham Lincoln Heykeli ve Lincoln Anıtı yer almakta. Ayrıca İkinci Dünya Savaşı Anıtı, Kore Savaşı Anıtı gibi birçok anıtı da burada bulabilirsiniz.

Washington Anıtı'ndan Amerikan Kongre Binası (Capitol)'nı da görüp fotoğraflar çekebilirsiniz. Amerikan Kongre Binası'nı ilk gördüğümüzde Beyaz Saray zannetmiştik. Çünkü Beyaz Saray'dan daha ihtişamlı..Burada senato ve temsilciler meclisi yer alıyor.

Washington Monument

Capitol Uzaktan Görünüş

Capitol (Amerikan Kongre Binası)
(http://living-in-washingtondc.com/closestmetro-capitolbuilding.php)

Bunlar dışında Washington'da gezilecek yeşil alanlar, Washington Anıtı'nın arkasındaki Reflecting Pool denilen havuz, Botanik Bahçesi, Hayvanat Bahçesi, Georgetown, Pentagon da görülmesi gereken yerlerden bazıları..

İyi gezmeler..




30 Ekim 2014 Perşembe

Amish Country/Lancaster hakkında..

Lancaster, Pensilvanya'nın güneyinde Amiş, Mennoit gibi bazı dini grupların yaşadığı Amerika'nın en eski şehirlerinden birisidir. Lancaster Amish Country, bu dini grupların merkezlerinden biri olmasının yanında, geniş tarım alanları, çeşitli aktiviteleri ve doğal ürünleri ile de bilinmektedir. 

Lancaster-Amish Country'de tarıma dayalı 
teknolojiden uzak hayat..
Amish Country de yaşayan dini gruplar, Hristiyanlığın Anabaptist hareketiyle 4 gruba ayrılmışlar. İlk başlarda Avrupa'nın Almanya, İsviçre vb. birkaç ülkesinde yaşamış fakat eziyet görerek Amerika'nın çeşitli bölgelerine göç etmişler. Dinler tarihçisi eşim Resul Çatalbaş'ın (www.resulcatalbas.com) Anabaptist hareket konusundaki çalışması kapsamında bunlar Amişler, Mennoitler, Hutterciler ve Kardeşler gruplardır. Bu gruplar dini inanışları gereği teknolojiyi reddeder, elektrik, telefon, televizyon, tarım makinaları vb. gibi medeniyetin getirdiği çoğu şeyi yaşayışlarına zarar vereceği düşüncesiyle kullanmazlar. Evlilik çok kutsal kabul edilip, boşanma yasaktır. Lakin anlaşamayan çiftler varsa ayrı evlerde yaşayıp yine evli kalırlar. Otomobil, traktör gibi elektronik araçları reddedip, at arabaları, pedalsiz bisiklet kullanırlar. Eğitim konusunda sadece 8.sınıfa kadar eğitim görüp daha sonra evde eğitim görmektedirler. Onları diğer Hristiyan gruplardan ayıran temel özellik doğuştan vaftizi reddetmeleridir. 16-25 yaşlarında kendi isteklerine göre vaftiz olurlar. O nedenle ilk zamanlar kafir kabul edilip zulüm görmüşlerdir.


Lancaster'da at arabası (buggy) 
Kendi izlenimlerime göre Amişler, insanların bildiklerinin aksine tamamen teknolojiyi reddetmiyorlar. Televizyon kullanmıyor fakat tarım makineleri, radyo vb. aletleri kullanıyorlar. Mennoitler, çok çocuk sahibi. Mennoit bir aileye yaptığım ziyarette 35 yaşındaki bayanın 7 çocuğu olduğunu ve daha 18 yaşlarında bir genç kız gibi göründüğünü farkettiğimde çok şaşırdığımı söyleyebilirim.. Bu insanlar en az 7 çocuk yapıyorlar. Doğum kontrolü inançlarında yok. 

Ziyaret ettiğim Mennoit aile
Çocuk eğitimi onlarda sadece evde anneleri tarafından yapılıyor. Bir de annenin uzayan upuzun tüylerini almadığını farkettiğimizde acaba bu kadar da teknolojiden uzak yaşamak doğru mu diye düşündük:)) Hutterciler, en katı inanışa sahip grup. Toplumdan ayrı bir koloni halinde yaşayıp, mal paylaşımı uygulayan grup. Onlara göre özel mülkiyet olmamalı ve huzur için herkes malını paylaşmalı. Ortak mülkiyet inançlarının temelini oluşturmakta. Kardeşler ise, genelde çoğu şeye evet deyip herşeyi reddetmiyorlar. Diğer gruplara göre daha esnekler.

Amish Country'de süt elde edilen inekler ve buzağılar..
Doğa ve hayvanlar çocuklar için 
en eğlenceli aktivite:)
Tüm bu gruplar Amerika'da farklılık oluşturduğu için Lancaster turistlerin ilgi odağı olmuş. At arabaları, insanların giyinişleri, tarım alanları ve doğa ve hayvanlar ile iç içe bir hayat, doğal ve organik ürünler bu bölgeye ilgiyi artırmış.

İnsanlar haftasonu meyve ve sebze bahçelerinde gezmek ve onları toplamak, tarihi evleri ve köprüleri gezmek, bu insanların fotoğraflarını çekmek için buraya geliyor. Tabi bu gruplar inançları gereği fotoğrafta çektirmiyorlar:) Biraz huzur ve çocuklarla bahçelerde gezinmek ve eğlenmek için ideal yerlerden.

doğal ve organik ürünler

Birde buradaki doğal ürünleri mutlaka alın derim. Keçi peyniri çok hoş tavsiye ederim.

Ayrıca buradaki sütü içtiğinizde sanki daha önce hiç süt içmemiş gibi hissedebilirsiniz. Bu süt ile yapacağınız ev yapımı yoğurt ise enfes...Kendim yaptığım için mutlaka sizin de yapmanızı tavsiye ediyorum. Çok kaymaklı ve farklı bir tat. Özellikle çocuklar için çok sağlıklı. Tereyağı, un, reçel vb. tüm ürünler buradaki küçük marketlerde bulunuyor.



        
En hoşuma giden konu ise hırsızlığın inançlarında yasak olması idi. Satış yapılan bir yerde kasada kimse yoktu ve insanlar ürünün parasını aldıktan sonra bırakıp gidiyorlardı ve kapıda resimde görülen "Thou shalt not steal (hırsızlık yapma)" yazısı çok ilginçti:) Daha ilginci ise insanların buna riayet etmesi.

Buradaki ilgimi çeken başka bir konu ise gerçek hayvanlardan yaptıkları süsler..Satış yapılan bir yerde turistik el yapımı ve Amish Country'i anlatan özel ürünler vardı.




                               

Bu grupların her birinin giyinişi farklı olmasına rağmen en çok gördüklerim erkeklerin sakallı olup bıyıksız olması, bayanların ise bazılarında kız çocukları da dahil başlarında küçük baş örtüsü / bone olması ve geleneksel elbiseleri idi. Bu halde çok sevimli görünüyorlar:))

                         

Sizde bir haftasonu için buradaki turlara veya aktivitelere katılabilirsiniz. Ayrıntılı bilgi için 
http://www.padutchcountry.com/index.asp bakabilirsiniz..

Tüm resimler bana aittir.